
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Balıkesir İl Müdürlüğü tarafından yapılan denetimlerde, fabrikanın emisyon salınımlarında ciddi uygunsuzluklar tespit edilmişti. Bu kapsamda şirkete yüklü miktarda idari para cezası uygulanmıştı. Ancak cezaların caydırıcı olmadığı, fabrikanın faaliyetlerinde herhangi bir değişikliğe gidilmediği öne sürülüyor.
HALK ENDİŞELİ: ''SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE''
Bölgede yaşayan vatandaşlar, gün geçtikçe artan çevre kirliliğinden endişeli. Denize bırakılan atıklar ve gökyüzünü kaplayan sarı ve beyaz dumanlar, hem ekosistemi hem de insan sağlığını tehdit ediyor. Vatandaşlar, sadece cezayla değil, kalıcı ve denetimli bir çözümle bu sorunun ortadan kaldırılmasını istiyor.
"ARTIK YETER'' SESLERİ YÜKSELİYOR
Sivil toplum kuruluşları, çevre gönüllüleri ve bölge sakinleri, BAGFAŞ’ın faaliyetlerinin daha sıkı denetlenmesini ve kamuoyunun sağlığına zarar veren bu tutumun sona erdirilmesini talep ediyor. Sosyal medyada #TemizBandırma etiketiyle başlatılan kampanya da destek bulmaya devam ediyor. Bölge sakinlerinden Ercan Çelik, "Yaklaşık yirmi yıldır bu bölgede yaşamaktayız. Biz kendimizi bildiğimiz bileli de bu fabrika burada aynı bu şekilde havaya duman vermekte, denizimize su vermekte. Onlar soğutma suyu olduğunu söylüyorlar ama suyu her verdiklerinde denizde inanılmaz bir kirlilik oluşuyor. Kanser vakaları bölgemizde inanılmaz derecede artmış durumda. Kapıdağ bu ülkenin çok önemli bir değeri. Turizme katılması gereken bir değeri, turizm olarak değerlendirmesi gereken bir değeri. Ancak bu fabrikanın bölgeye verdiği zararlardan dolayı değerlendirilemiyor. Yani bölgemiz aslında turizme çok güzel açılabilir. Çok güzel bir Bandırma körfezimiz var. Bölge halkı hep der ki, bu körfez bir yabancı ülkede olmuş olsa çok güzel, akvaryum gibi değerlendirilir derken, ne bir balık çeşitliğimiz kaldı, ne de bir bölge güzelliğimiz kaldı. Bu fabrika, her türlü fabrika, her türlü işletme bu ülke için bir katma değer geliridir. Bir gelirdir. Buna biz itiraz etmiyoruz ama turizm de bir gelirdir. İnsanların sağlığından kaybettikleri, fabrikanın ülkeye verdiği zarar belki de bu gelirden çok çok daha fazla ve ben insan değerinin önüne hiçbir şeyin geçebileceğini düşünmüyorum. O yüzden yetkililerin bu fabrikayla ilgili gerekli işlemleri yapmasını artık bu fabrikanın bu bölgeye zarar vermemesini istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Aynı bölgede yaşayan bir başka vatandaş Serhan Tunçtozan ise "BAGFAŞ fabrikası hakkındaki şahsi görüşlerimi belirtmek istiyorum. Çocukluğumdan beri Tatlısu bölgesinde yaşıyorum. Bu bölgede kendim büyümenin yanı sıra, şu anda bir evlat sahibi, bir babayım. Evladımın da bu bölgede büyüyecek olmasından dolayı öncelikle çok mutluyum. Harika doğa yapısına sahip bir yerdeyiz. Ama maalesef arkamızda bulunan BAGFAŞ Gübre Fabrikası’nın çevreye vermiş olduğu rahatsızlık inanılmaz derecede büyük. Bu anlatılamaz bir şey. Çünkü insanların sağlığıyla oynuyorlar. Bu hiç hoş bir şey değil. Sonuçta biz burada insanların tabirine göre Tatlısu Bölgesi, Bandırma’da yaşayan insanların bu bölgeye olan sempatizanlığı, insanlar normal şartlarda burada konakladığı zaman uykularını bile daha düzenli alacak seviyede bir Tatlısu bölgesine sahipken şu an maalesef artık yataklarımızdan yorgun uyanıyoruz. Arkada zaten gözle görülebilir bizim anlatmamızın dışında da bulunan Atık fabrikası gibi, duman şu an zaten net olarak görünmekte. Yani şunu anlamıyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan her türlü yasa yargı, her türlü insanlar hakkında bunu işletirken araçlarımızla trafiğe çıkabilmemiz için muayeneden geçmekle mükellef olduğumuz araçlarımızın egzozlarının emisyon değerinin bile belli bir oranda olduğu bir noktada, bunlar eşit oranda olmadığında araçlarımızın trafiğe çıkması bile yasakken, niye insanların hayatına kasteden bu durumun önüne kimse geçmiyor? İnsanların hayatıyla oynanılan bu konu hakkında neden kimse bunu Kendine iş ve meslek olarak edinmiyor da bu konu hakkında bir direniş oluşturmuyor ya da bir şey yapmıyor?" dedi.
''DENİZ ÇARESİZ, KAYITSIZ KALAMAYIZ''
Bölgedeki çevresel sorunlar konusunda değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı ise Marmara Denizi’nin kirlilik yüküne dikkat çekti. Sarı, "Ekim ayı sonu itibariyle felaket boyutunda bir müsilaj olayıyla karşı karşıyayız. Yüzeyden itibaren 30 metre derinliğe kadar örümcek ağı gibi müsilaj her tarafı sarmış durumda. Müsilaj neden kaynaklanıyor diye baktığımızda bir sürü faktörü sıralayabiliriz. Ama 3 tane faktör var ki bunlar bir araya geldiğinde felaket boyutunda müsilaj ortaya çıkıyor. Deniz yüzey sıcaklıklarındaki artış iklimle ilişkili, müdahalemiz dışında şu anda yüksek. Marmara Denizi’nin orijinal ikili su yapısı, üstte Karadeniz suyu, altta Akdeniz suyu dikey karışımları sınırlandırıyor. Marmara Denizi’nin orijinal yapısını değiştirme şansımız yok. Üçüncüsü Marmara Denizi’nin kirlilik yükü. Şu anda Marmara Denizi çok yoğun kirlilik baskısı altında. 25 milyon insan yaşıyor Marmara Denizi’nin çevresinde. Bu evsel atıkların en iyi ihtimalle yarısını arıtıyoruz. Yani iki kişinin atıklarının birisini arıtıyoruz, birini hiç arıtmadan denize boca etmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin yarısından fazlasına hizmet sunan bir sanayi var Marmara Denizi’nin çevresinde. Bir çeperlerinde akarsular vasıtasıyla atıklarını denize ulaştıranlar var. Nilüfer çayı gibi, Ergene nehri gibi, Kurbağalı dere gibi, Harami dere gibi, Gönen çayı gibi, Biga çayı gibi, Çanakkale çayı gibi. Sayayım mı daha? Bir bunlar aracılığıyla denize ulaşıyor. 200’den fazla akarsu zehir kanalına dönüşmüş vaziyette. Sanayiden geliyor bu atıklar. Bir de doğrudan doğruya denizin kıyısında kurulmuş olan büyük tesisler var. Bunlar aynı zamanda makinelerini soğutmak için soğutma suyu çekiyorlar denizden. Denizden çektikleri suyu makinelerini soğuttuktan sonra tekrar denize bırakıyorlar. Bir taraftan da atıklarını denize bırakıyorlar. Evsel atıkların en iyi ihtimalle yarısı arıtılıyor. Endüstriyel atıkların ne kadarı biliyor musunuz? En iyi ihtimalle yüzde otuzu arıtılıyor. Yüzde yetmişini hiç arıtmadan denize boca ediyor sanayi atıklarını. İşte ondan sonra da biz kaygılanıyoruz ya da merak ediyoruz, ‘ya bu müsilaj neden ortaya çıkıyor?’ diye. Neden çıksın? Bakın şu anda Türkiye’nin gündemi çok yoğun olabilir. Bir sürü sorunlarla boğuşuyor olabiliriz. Biz büyük bir ülkeyiz. Sorunlarımız da çok. Tüm bu sorunlarla uğraşırken bir taraftan kayıtsız şartsız Marmara denizine bakmak zorundayız. Deniz nefes alamıyor. Deniz çaresiz. Su sıcaklıkları arttıkça müsilaj yüzeye doğru çıktığında daha çok telaşlanacağız. Daha çok kaygımız artacak. Bugünden tez yok. Yarına bırakmayalım. Denizin kirlilik yükünü bir litre bile azaltırsak müsilajın yüzeye çıkma etkisini ve ekosisteme olan etkisini azaltmış olacağız. Lütfen tartışmaları bir tarafa bırakalım. Bir araya gelelim. Denizimizi kurtarmak için el ele verelim. Sorumluluğu olanlar, yetkisi olanlar kimlerse, onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Bunlar kanunla tanımlanmış. Lütfen harekete geçin ve bir an önce denize zehir akmasını önleyin." İfadeleriyle müsilajın bir an önce önüne geçilmesi için çağrıda bulundu.
Çevre sakinleri, özellikle Bandırma, Edincik ve Tatlısu ve civarında hava kirliliği ile birlikte deniz kirliliğinin de arttığını belirterek, yetkililerin denetimlerini sıklaştırması ve fabrikanın çevreye zarar vermeyecek şekilde faaliyet göstermesinin sağlanmasını istediklerini belirttiler.